techetech.net

Fikir Değirmeni

Silikon Yonga Hikâyeleri

Yazan salocan Tarih 03 Temmuz 2007

Evet hikâyelerin zamanı bizim gençlik dönemimize ratlıyor. Gençlik dediğime bakmayın aslında çocukluk dönemimiz. :)Şükür hâlâ genciz amaaaa…. Bu kocaman ama nın ardında yatan küçük sır… Beni böyle yazmaya iten neydi? Geçen arkadaşın evinde sabah saat üç sularında henüz güneşin doğmasına 2-2,5 saat varken elde havya, lehim telleri, elektirk bandı kesif bir lehim kokusu eşliğinde hoparlör tamiratı yapıyoruz. Operasyonun sonuna yaklaşırken yerde duran bozuk bir power supply ı arkadaştan istiyorum. “Al götür” diyor, bir kaç ölçümden sonra bozuk olduğuna karar veriyorum. “Çalışan var mı?” diye soruyorum yukarıda bir tane daha olcak diyor. Üst taraflardan bir yerden 97 model bir Pentium 166 makine kasası indiriyor. Kasa hâlâ sağlam. İşte bundan sonrası hikâyenin asıl hüzünlü kısmı. Tornavidayla kasaya girişiyorum.Kapağı çıkarıyorum. Bir zamanlar az kahır çekmemiş bir makina çıkıyor karşıma. Eski günleri yâd etmeye başlıyoruz. Bir tane de benim vardı böyle. Dile kolay 10 sene öncesi. Uzun bir anakarttan EDO RAM leri çıkarıyorum. Bir dönemin bu yüksek teknoloji ürünü şimdi güzel bir anahtarlık olarak işine devam ediyor. Silikon yongaları yıkayıp ayırıyorum. Anakarta her baktığımda ilkokul öğrencisi, heyecanlı çocuk “ben”i görüyorum. Bilgisayarın henüz böyle yaygın olmadığı dönemlerde evimize giren bu alete o sabah olduğu gibi aval aval bakıyordum. O zaman birşeyleri yâd etmek için değil, bu zımbırtının nasıl kullanılacağını bilmediğimden, birşeyini bozmamak için dokunmuyor, sadece bakıyordum. Sıyrılıp düşüncelerden asıl ihtiyacım olan “power supply”ı söküyorum. İçerisi labirent gibi. Bugünkü ATX form factor den ne kadar uzak… Elim işlemci yuvasına gidiyor. İşte o efsane avuçlarımda. Bugünkü LGA 775 lerden ne kadar farklı.Anakartla veri transferini sağlayan iğneler işlemcinin etrafına dizilmiş durumda. Intel Pentium 166 elimde. Bir de bunun MMX i vardı. Ben onu kullanmıştım diyorum arkadaşa. Bir dönem  Mario oynadığımız; DOS, Norton Commander (ilaç gibi), Windows 3.1, win95 çalıştırdığımız bu alet için 166 MHZ iyi bir hızdı. Windows la tanıştığımızda ne sevinmiştik. Paint vardı. Çubuk adamlar çizip üzerine karikatür balonları yapıyorduk. Sonra da arkaplan…Hoşumuza gidiyordu böyle şeyler yapmak, kağıt kalemsiz karikatür çiziyorduk, daha ne olsundu.:) Bir kere PowerPoint de çizgi film bile hazırlamıştık. GTA (ahhh, aaahhhh) gibi üstten görünüş bir araba ile yaşanan kaçış macerasını işlemiştik konu olarak. Yaklaşık bir dakikalık o çizgi film için saatlerce uğraşmış, her slaytına emek vermiştik. Çok sonra öğrendik ki Macromedia Flash (o zaman Adobe’a satılmamıştı) diye birşey varmış da vektörel çizim yapılıyormuş da….Adaaaam sende, şimdi ne o eski çocuk aklımız ne de çizgi film yapacak heyecanımız var. İşlemciyi kafam karışık bir kenara bırakıyorum. Bu silikon yığını şimdi önümde öylesine yatıyor. Kapının önüne koymadan önce bir kez daha iç geçirip anakarta girişiyorum. Bu hüzünlü hikayenin böyle vahşet dolu bir sahne ile bitmesini istemezdim ama göz göre göre de anakartın üzerindeki kondansatörleri de çöpe gönderemezdim. Anakarttan dikkatlice söktüğüm kapasitörleri de bir tarafa ayırıp artık bu işe yaramaz teneke parçasını bir kenara kaldırıyorum. Öbür yandan bu yaşlı kurtun torunu 3 GHZ lik hızını,ne kdar güçlü olduğunu bize hissettirip, uğuldamasına devam ediyor.

Bir zamanlar toz kondurmadığımız bu P-166 ya bir de 2 metre ötemde çalışan canavara bakıyorum. 10 sene sonra hatta daha da kısa bir süre sonra bu canavar da bu hale düşecek. Bunun sebebini düşündüm, aslında insanın yaratılışında, tabiatın yapısında olan birşey bu. Herşey zamanında kıymetli,  gençlik de öyle değil mi?



1 Yorum

  1. selim demişki,

    Bravo. güzel yazı. güzel tesbit.

    Tarih 04 Temmuz 2007 Saat 01:10

Yorum Yapın