İstanbul İstanbul olalı…
İstanbul istanbul olalı böyle keder görmüş müdür bilemeyeceğim ama herhalde yaşımız ufak olduğundan İstanbul’un kederini biz yeni görüyoruz…
Artık haziran ayının ortasını çeyrek geçtiğimiz şu günlerde İstanbul’da yaşayan vatandaşlar olarak bunalımın doruk noktalarına çıktık. İşe gidip gelirken toplu taşıma araçlarını kullanan vatandaşlarımızın sıkıntısı çok daha büyük. Zirâ metro, tramvay gibi ulaşım vasıtalarının hepsinde klima bulunsa da otobüslerin durumu maalesef daha kötü. Durakta bekleyip pişen vatandaşımız gelen otobüse binip iyice kabarıp kek kıvamında dışarı çıkıyor. Klimalı otobüslere rastlayan vatandaşlarımız nispeten daha şanslı. Ayakta onlarca dakika yol gitmek her ne kadar onlar için de geçerli olsa en azından içinde bulundukları ortamın serinliğinden faydalanabiliyorlar.
Tam otobüslerin durumundan şikayet etmeye devam edecektik ki asıl meselenin trafik problemi olduğunu hatırlıyoruz. Yirmi dakikada gidilecek yolu kırk dakikada alıyoruz maalesef. Şimdi aziz İstanbul’a şöyle bir tepeden bakıp böyle bir güzellik görmediğimizi itiraf etmez istemez miydik? İsterdik elbette, ama bizim gördüğümüz güzellikten ziyade rezillik. Durun durun, hemen kızmayın. Kimseyi suçlayacak değilim. Boğazda Sarıyer’den Dolmabahçe’ye arabanızla gelirken sol tarafınıza baktığınızda göreceğiniz o eşşiz manzara elbette başka yerde olamaz. Ya da Eminönü’nde kuşlara yem verirken yaşayacağınız keyfin aynısını yine bu şehirde Eyüp’te yaşayabilirsiniz. Süleymaniye’de nargilenizi içerken yudumladığınız Türk Kahvesi nin tadı elbette farklıdır. Üsküdar’dan boğazı izlemek, ya da Beyoğlu’nun serseri kaldırımlarında yürümek kesinlikle bu şehre hastır.Sultanhamet’i gibi adeta açık hava müzesi niteliğindeki bir tarih parçasını görmezlikten gelemeyiz tabi ki.
Bizim tepeden baktığımızda gördüğümüz rezillik sadece trafik değildir, çözülür belki bir şekilde. Raylı sistem ağı genişletilir, deniz üstü otoban yapılır vs. Benim değinmek istediğim rezillik İstanbul gibi Roma’ya, Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış, her tarafında buram buram tarih kokan bu şehirde tarihi dokunun, eserlerin katledilmesidir. Dünyanın hangi şehrinde böyle bir katliam yapılmıştır? gösteriniz. Londra, Paris, Heidelberg, Prag, Roma gibi şehirler neden dünyanın sayılı şehirleri arasındadır bilir misiniz? Çünkü hepsinde o şehre gidince orta çağa ya da şehrin yıldızının en parlak olduğu çağa dönersiniz. Banliyölerinden bahsetmiyorum. Şehrin tarihinden, kalbinin attığı yerden bahsediyorum. Roma’da ya da Londra’da araç girişine izin verilmeyen kaç tane cadde ve sokak vardır. Bizim şehrimize insanlar denize girmeye ya da kayak yapmaya gelmiyorlar. İstanbul’a tarih görmeye, medeniyetlere şahitlik yapmış o eserleri incelemeye geliyorlar. Ben bir İstanbullu olarak bu tarihin böyle mahvedilmesinden rahatsız oluyorum.
İstanbul için uzun vadeli çözüm: Sultanahmet, Süleymaniye ve civarı, Beyazıt ve civarı, Beyoğlu’nun bir kesimi, Üsküdar sahil kesimi, Eyüp gibi tarihî incilerin koruma altına alınmasıdır. Her bölgedeki mevcut binaların tarihi dokuya uygun olarak revize veya restore edilmesi gerekir. Nasıl adalar ilçesinde ortalıkta araç dolaşamıyorsa aynen bu saydığımız yerlerde de bu tedbirlerin alınması, asgari ihityaçlar haricinde araç girişine kapatılması gerekir. Araç girişine müsaade edilmemeli, sadece dokuya uygun tramvay araçları ile ulaşım sağlanmalıdır. Fayton ya da bisiklet gibi motorsuz araç ve taşıyıcılar ulaşımda kullanılabilir.
İstanbul’un genel ulaşımıyla ilgili bir tavsiye vermek uzman olmadığımız için haddimize değildir. Olsa olsa herkes gibi biz de derhal raylı ulaşım ağının genişletilmesini söyleriz. Lâkin bir vatandaş olarak rahatsız olduğum İstanbul’un tarihi dokusunun yıpratılması mevzusunda fikir belirtme ihtiyacı hissettim.
Sağlıcakla kalın efendim…
2 Yorum
çok güzel bir yazı olmuş
Tarih 23 Haziran 2007 Saat 21:05
Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş. Bence bu yazıyı olduğu gibi ilgili kurumların gözüne batırmak lazım….
Tarih 26 Haziran 2007 Saat 23:16
Yorum Yapın